Yükleniyor, lütfen bekleyiniz.

Anlamak ve Anlaşılmak: Zihinselleştirme (Mentalizasyon)

Anlamak ve Anlaşılmak: Zihinselleştirme (Mentalizasyon)

Anlamak ve Anlaşılmak: Zihinselleştirme (Mentalizasyon)

Hepimiz zaman zaman anlaşılmadığımızı hissederiz. Söylediklerimizin yanlış yorumlandığını, niyetimizin görülmediğini ya da karşımızdaki kişinin bizi gerçekten “duymadığını” düşündüğümüz anlar olmuştur. Bazen de dönüp baktığımızda, aslında başkalarını yeterince anlayamadığımızı, onların davranışlarının ardındaki duygu ve düşünceleri gözden kaçırdığımızı fark ederiz. İşte bu çok insani deneyimler, psikolojide mentalizasyon ya da Türkçede kullanılan adıyla zihinselleştirme kavramıyla yakından ilişkilidir.

Mentalizasyon, en yalın haliyle, kişinin hem kendisinin hem de başkalarının düşünce, duygu, inanç, niyet ve beklentilerini fark edebilme ve bu içsel süreçleri anlamlandırabilme becerisidir. Yani sadece “ne oldu?”ya değil, “ben ne hissettim?”, “karşımdaki ne hissetmiş olabilir?”, “bunu neden böyle yaptı?” gibi sorulara da alan açabilmektir. Bu beceri, insan ilişkilerinin temel yapı taşlarından biridir.

Zihinselleştirme geliştikçe, empati kurmak, güven inşa etmek, çatışmaları daha sağlıklı biçimde ele almak ve ilişkilerde duygusal yakınlığı sürdürebilmek daha mümkün hale gelir. Çünkü insanlar çoğu zaman davranışlara değil, davranışların arkasında yatan anlamlara tepki verirler. Bu anlamları görebilmek ise ancak zihinsel süreçleri hesaba katmakla mümkündür.

Mentalizasyon aynı zamanda bakış açısı edinebilme becerisini içerir. Kendi içinde bulunduğumuz rolü fark edebilmek kadar, karşımızdaki kişinin rolünü, koşullarını ve sınırlılıklarını da göz önünde bulundurabilmek önemlidir. Örneğin bir ebeveyn, çocuğuyla iletişim kurarken onun bir “çocuk zihnine” sahip olduğunu aklında tuttuğunda; bir eş, eşinin o anki duygusal yükünü ve ihtiyaçlarını hesaba kattığında; ya da bir arkadaş, karşısındakinin kendisinden farklı düşünce ve duygulara sahip olabileceğini kabul ettiğinde, ilişkiler daha esnek ve sağlıklı bir zeminde ilerleyebilir.

2020 yılında Wu ve arkadaşlarının yürüttüğü bir çalışmada, sosyal ilişkiler bağlamında mentalizasyon dört temel bileşen üzerinden ele alınıyor. Bu çerçeve, ilişkilerimizi anlamak ve düzenlemek açısından oldukça yol gösterici olabilecek nitelikte:

  • Kendini anlamak: Kendi duygu, düşünce ve ihtiyaçlarımızın farkında olabilmek.
  • Karşımızdaki kişiyi anlamak: Diğer kişinin içsel dünyasını, niyetlerini ve duygularını tahmin edebilmek.
  • Başkalarının bizi nasıl algıladığını fark etmek: Karşımızdaki kişinin, bizi nasıl gördüğünü ve yorumladığını düşünebilmek.
  • Bu süreçleri dinamik biçimde koordine edebilmek: Tüm bu farkındalıkları, ilişkinin akışı içinde esnek ve dengeli şekilde bir arada tutabilmek.

Bu dört bileşene dikkat etmek, ilişkilerde duyarlılığı, uyumu ve karşılıklı anlayışı artırabilir. Elbette bu her zaman kolay değildir; özellikle yoğun duyguların, çatışmaların ya da geçmiş deneyimlerin tetiklendiği anlarda zihinselleştirme becerisi zayıflayabilir. Psikoterapi süreci, tam da bu noktalarda, kişinin zihinselleştirme kapasitesini fark etmesine, güçlendirmesine ve ilişkilerinde daha güvenli bağlar kurmasına destek olmayı amaçlar.

Anlamak ve anlaşılmak bir lüks değil, insani bir ihtiyaçtır. Mentalizasyon ise bu ihtiyaca giden yolda geliştirilebilen, çalışılabilen ve dönüşüm sağlayan önemli bir beceridir.

Kaynakça

Wu, H., Liu, X., Hagan, C. C., & Mobbs, D. (2020). Mentalizing during social InterAction: A four component model. Cortex; a journal devoted to the study of the nervous system and behavior126, 242–252. https://doi.org/10.1016/j.cortex.2019.12.031

Yazan: Klinik Psikolog Ali ŞAHİN