Oksijen Maskesini Önce Kendine Tak: Ebeveyn Olarak Kendinizi Tanımak
Çocuğunuz ağlarken, öfkelenirken ya da söz dinlemediğinde içinizden neler geçiyor? Bazı anlar sizi beklenmedik biçimde etkiliyor, belki de o küçük bedene orantısız bir tepki verdiğinizi fark ediyorsunuz. Sonrasında kendinizi suçlu hissedip "neden böyle tepki verdim?" diye soruyorsunuz. Bu soruyu sormak, aslında çok önemli bir başlangıçtır.
Ebeveynlik üzerine konuşurken çoğunlukla çocuğa nasıl yaklaşılacağından, hangi yöntemlerin işe yaradığından söz ederiz. Oysa sinir bilimi bize farklı bir şeyi hatırlatıyor: çocuğunuzun beynini şekillendirmek istiyorsanız önce kendi beyninize bakmanız gerekiyor.
Çocuğun Beyni Ebeveynin Aynasıdır
Çocuklar büyüdükçe beyinleri, ebeveynlerinin beyinlerinin bir aynası haline gelir. Bu mecazi değil, nörobiyolojik bir gerçektir. Ebeveyn duygusal olarak ne kadar farkında ve sağlıklıysa çocuk da o ölçüde bunun semeresini toplar. Tersine, ebeveynin işlenmemiş duyguları, fark edilmemiş örüntüleri de çocuğa geçer — çoğu zaman hiç farkında olmadan.
Bu bir suçlama değil, bir fırsattır. Çünkü şu anlama gelir: kendinizi anlamak için harcadığınız her çaba, doğrudan çocuğunuza yatırım yapmaktır. Çocuğunuza verebileceğiniz en değerli hediyelerden biri kendi iç dünyanızla ilgili çalışmak olabilir. Bazen kendimize zaman ayırmak yerine çocuğumuzun iyi olması için uğraşıp dururuz ama sonuç alamayınca da üzülebiliriz. Kendinize bakmayı, kendinize bakım vermeyi ihmal ettiyseniz işe kendinizden başlayın.
Kendi Hikâyenize Bakmak
Araştırmalar çarpıcı bir şey söylüyor: çocuklarımızla olan ilişkimizi en çok belirleyen şey, kendi ebeveynlerimizle ne yaşadığımız yada bize ne kadar kötü davranıldığı değil — bu yaşananları ne kadar anlamlandırabildiğimizdir.
Yani zor bir çocukluk geçirmiş olmak, otomatik olarak zorlu bir ebeveyn olmak anlamına gelmez. Asıl belirleyici olan o deneyimlerin üzerine düşünüp düşünmediğimizdir. İncelenmemiş ve anlaşılmamış bir hayat hikâyesi bizi yalnızca şimdiki zamanda kısıtlamakla kalmaz; tepkisel bir ebeveynlik yapmamıza ve kendi çocukluğumuzdan gelen acıyı farkında olmadan çocuklarımıza aktarmamıza neden olabilir.
Örneğin, çocukluğunda duygusal olarak görülmemiş bir ebeveyn, kendi çocuğunun ağlamasını veya öfkelenmesini içgüdüsel olarak bastırmaya çalışabilir — çünkü o duygular eskiden güvensizdi. Ya da tam tersine, kendisi çok katı sınırlarla büyümüş biri, her sınır koyduğunda aşırı suçluluk hissedebilir. Bu tepkiler kötü niyetten değil, işlenmemiş deneyimlerden kaynaklanır.
Kendi hikâyenizden anlam çıkarmak demek anne babanızı suçlamak, onlara öfkelenip ilişkiyi kesmek değildir, babanızın yada annenizin sizi nasıl etkilediğini, hangi durumlarda neden tetiklendiğinizi anlamak — bu acıyı çocuğunuza aktarma riskinin önüne geçmenin en güçlü yoludur.
Sağ Beyin mi, Sol Beyin mi Baskın?
Kendi ebeveynlik tarzınızı düşünün. Çocuğunuz zorlandığında siz nasıl tepki veriyorsunuz?
Bazı ebeveynler duygusal olarak çok yoğun yaşarlar; çocuklarının üzüntüsü onları da hemen etkiler, kaygıları büyür, bazen kendi korkularını çocuğun korkusuna karıştırırlar. Sağ beyin baskındır; duygular hızla akar ama yön bulmak zorlaşır.
Bazı ebeveynler ise tam tersine duygusal açıdan mesafeli kalma eğilimindedir; "ağlama, bir şey olmaz" der, çocuğun hislerini hızla geçiştirirler. Sol beyin baskındır; mantık ve çözüm ön plandadır ama bağ kurmak güçleşir.
Her ikisi de anlaşılır insani örüntülerdir ama her ikisi de çocuğu nehrin iki yakasından birine doğru iter. İdeal olan ne tamamen duygu selinde kaybolmak ne de duygusal bir çölde yaşamaktır. Hedef, her iki yakayı da tanıyıp ortada kalmayı öğrenmektir.
Bunaldığınızda
Ebeveynlerin çok bildiği ama nadiren konuştuğu bir şey vardır: bazen çocuğunuza asla başkasının yapmasına izin vermeyeceğiniz şeyleri söylediğiniz ya da yaptığınız anlar olur. Sabır taşı çatlar, ses yükselir sonra pişmanlık gelir.
Bu anlar başarısızlık değildir. Tam aksine, sinir bilimi açısından bakıldığında bunlar gelişim ve entegrasyon için açılan kapılardır. Önemli olan o anda ne yaptığınız ve sonrasında ilişkiyi nasıl onardığınızdır.
Kendinizi bunalmış hissettiğinizde yapabilecekleriniz oldukça somuttur. İlk adım kimseye zarar vermemektir; o an ağzı sıkı tutmak, elleri kavuşturmak yeterlidir. İkinci adım kendinizi kısa süreliğine ortamdan uzaklaştırmaktır — bu çocuğu terk etmek değil, kendinizi toparlamak için alan açmaktır. "Biraz nefes almam gerekiyor, hemen döneceğim" demek çocuğa hem model olur hem de onu reddedilmiş hissettirmez. Bedensel hareket de güçlü bir araçtır; fiziksel durumumuzdaki değişiklik duygusal durumumuzu gerçekten etkiler. O anda garip görünseniz bile olduğunuz yerde sıçramak yada birkaç esneme hareketi yapmak iyi gelebilir.
Son olarak — ve belki en önemlisi — sakinleştikten sonra çocuğunuzla bağı hızla onarmak. Yanlış bir şey yaptıysanız özür dilemek, sarılmak ve konuşmak çok kıymetlidir. Bir ilişkideki onarım, hatadan çok daha öğreticidir. Hem çocuk hem de ebeveyn için.
Farkındalık: Duyguları Tanımak
Kendi duygularınızı tanımak ve adlandırabilmek hem sizin hem de çocuğunuzun ruh sağlığı için koruyucu bir etkendir. Bir duygu fark edilip adlandırıldığında beyin üzerindeki yoğun etkisi azalmaya başlar. "Çok öfkelendim" demek, öfkenin içinde kaybolmaktan farklıdır.
Duygu bulutlarının gelip geçeceğini unutmamak da işe yarar. Öfke, yorgunluk, çaresizlik — bunlar ruh halleridir, kalıcı özellikler değildir. Kendinize de çocuğunuza gösterdiğiniz o şefkati gösterebilmek, ebeveynlik yolculuğunun sürdürülebilir olmasının temel koşullarından biridir.
Çocuğunuzu tanımak istiyorsanız önce kendinizi tanıyın. Çocuğunuzun duygularına alan açmak istiyorsanız önce kendi duygularınıza alan açın. Çocuğunuzun nehrin ortasında kalmasını istiyorsanız önce kendinizin nerede durduğuna bakın.
Ebeveynlik, mükemmel olmak değil yolda olmaktır.
Yazan: Psikolog Tuğana Gültekin
Kaynakça
Siegel, D. J., & Bryson, T. P. (2012). The whole-brain child: 12 revolutionary strategies to nurture your child's developing mind. Delacorte Press.