Yükleniyor, lütfen bekleyiniz.

İyileşmeye Dair: Bağ Kurmak Neden Önemli?

İyileşmeye Dair: Bağ Kurmak Neden Önemli?

İnsanın iyi oluşuna dair en kapsamlı çalışmalardan biri, 1938’de başlayan ve hâlâ devam eden Harvard Study of Adult Development’dır. Seksen yılı aşan bu büyük çalışma, yaşamın farklı dönemlerinden binlerce insanı takip ederek “iyi bir hayatı” belirleyen etkenleri araştırdı. Beklenti; zekâ, genetik, başarı, sosyoekonomik düzey gibi klasik değişkenlerin öne çıkmasıydı. Fakat ortaya çıkan sonuç çok daha yalın bir hakikate işaret etti:

İyi ilişkiler, yaşam memnuniyeti ve psikolojik dayanıklılığın en güçlü belirleyicisidir.

Araştırma, uzun yaşamaktan ruh sağlığına, bilişsel işlevlerden stresle başa çıkabilmeye kadar pek çok alanda kaliteli ilişkilerin koruyucu bir etki yarattığını gösterdi. Mesele geniş bir sosyal çevreye sahip olmak değil; güven duyulan ve duygusal yakınlığın mümkün olduğu bağlara sahip olmaktı. İnsanın biyolojisi bile bu gerçeği fısıldıyor: Sevgi ve güven içeren ilişkiler, sinir sistemimizi düzenleyen, bedeni sakinleştiren ve dayanıklılığı artıran süreçleri harekete geçiriyor.

Modern dünyanın hızında, bireyselleşmenin gölgesinde, insanın zaman zaman kendine bile uzaklaştığı bir çağda bu bulgunun kıymeti daha da hissediliyor. Johan Hari’nin Kaybolan Bağlar kitabında anlattığı gibi, depresyon ve kaygı yalnızca bireyin içsel süreçlerinden değil; kaybettikleri bağların, temasın, ait olma hissinin eksilmesinden de beslenebilir. Burada mesele, her sorunu ilişkilere indirgemek değil; fakat iyileşme yolculuğunda ilişkilerin çoğu zaman görünmeyen taşıyıcı bir güç olduğunu fark edebilmek.

Psikoterapide de bu hakikatin izleri görebiliriz. Bir insanın yaşamında güvenilir bir destek sistemi, duygularını paylaşabildiği bir alan veya yalnız olmadığını hissettiren bir ilişki bulunduğunda, bu yapı ruhsal iyileşmenin zeminini de güçlendirir. Ruhsal iyileşmenin önemli bir kısmı, yalnızlık perdesini aralayabilmek; kendimizi başka bir insanın gözünde, sözünde, sesinde yeniden bulabilmek... Terapi odasında da görüyoruz bunu. Bir danışanın eşiyle güvenli konuşabildiğini, destek veren bir partnerinin olduğunu, ailesiyle sevgi bağını koruduğunu, arkadaşlarıyla duygularını paylaşabildiğini duyduğumuzda seviniriz. Çünkü bu, terapi odası dışında da çalışan bir iyileştirici mekanizmanın varlığı demek. Terapi, bu mekanizmanın, yani kurulan güzel bağların iyileştiriciliği, yerine geçmeyi değil, onunla birlikte çalışmayı amaçlar. 

İlaç tedavileri de mesela, birçok durumda hayati önem taşır; fakat kimi duygusal yaraların, insanın insanda bulduğu karşılıkla daha derin bir biçimde iyileşebildiğine şahit oluyoruz. Çünkü bağlanmak yalnızca psikolojik bir süreç değil; bedensel, duygusal ve bilişsel katmanları olan bütüncül bir iyileşme dinamiğidir.

Tüm bunların ışığında şunu söyleyebiliriz ki, iyilik hâli bazen büyük dönüşümlerden doğmaz. Bazen bir sesin sakinliğinde, bir omuzun güveninde, bir dostun varlığında kendini gösterir. Senaryosunda zorlukların, acıların ve bir o kadar da güzelliklerin ve heyecanların bir arada bulunduğu hayat filmimizi müşahade eden bir çift gözün varlığı gibi. 

Bunlarla beraber yine de not düşmek gerekir ki; ilişkiler, yapısı itibariye karmaşık, kompleks olabilir. Şifa vesilesi olmak ile sorunun kendisi olduğu da olabilir kimi zaman. Böyle durumlarda bir uzmana danışılması tavsiyemizdir. 

Lakin en nihayetinde bunca yıllık bilimsel gözlem ve klinik birikim, tek bir cümlede toplanabilir: Sevgi iyileştirir. Bağ kurmak, insanın en eski ve en güçlü şifa yollarından biridir.

Yazan: Klinik Psikolog Fatma Zehra Göçmüş