Yükleniyor, lütfen bekleyiniz.

Problemlerimizi Bir Dost Yerine Yapay Zeka ile Paylaştığımızda Ne Oluyor?

Problemlerimizi Bir Dost Yerine Yapay Zeka ile Paylaştığımızda Ne Oluyor?

Biz insanlar sosyal canlılarız. Hayatımızı tek başımıza sürdürmeyiz; bir nevi başkalarıyla kurduğumuz ilişkiler içinde var oluruz. Sosyal etkileşimler yalnızca hoş vakit geçirmeye hizmet etmez; kim olduğumuzu ve dünyayla nasıl ilişkilendiğimizi belirleyen temel bir zemin oluşturur. Kısacası insan olmak, başkalarıyla kurduğumuz ilişkilerden bağımsız değildir. Konuşmak çoğu zaman yalnızca bilgi vermek değil, temas kurmaktır. Bu temas, ilişkileri ayakta tutan görünmez bağları oluşturur. Birine günümüzün nasıl geçtiğini anlatmak, küçük bir sıkıntıyı paylaşmak ya da önemsiz görünen bir detayı bile aktarmak, bir yandan bağlarımızın sürmesine hizmet eder.

Tüm primatlarda ortak olarak gören tımar davranışı grup içinde tanışıklık, ortaklık, güven ve bağ kurmanın temel kaynağıdır. İnsanlarda tımar davranışı konuşarak ta yapılır, böylece konuşmak bireylerin birbirlerine temas ederek güven ve bağ kurmasının yolu haline gelir. Her birimiz ait olduğumuz grupla dayanışmanın huzurunu bu temaslar üzerinden paylaşırız. Aidiyet duygusu, bu süreğen temas ağıyla tazelenir. Böylece insanlar için konuşma, yalnızca bilgi aktarmanın ötesinde bir işleve sahip olur. Konuşmak, bir başkasına dokunmak gibidir. Yakınlık üretir, “buradayız ve birbirimize bağlıyız” duygusunu canlı tutar. Bu yüzden birine günümüzü anlatmak ya da küçük bir derdi paylaşmak, sadece içerik değil, ortaklık yaratır. Böylece insanlar birbirlerini tanımaya, birbirlerine ayarlı kalmaya devam eder. Bu birbirine ayrılığın sürmesi için bağ kurmaya zaman ayırmamız gerekir. Grup üyeleri birbirini tanımaya, birbirine ait hissetmeye ve uyum içinde kalmaya ancak bu etkileşimler sayesinde devam edebilir. Bu paylaşımlar azaldığında, grup fiziksel olarak bir arada kalsa bile duygusal olarak çözülmeye başlar.

Gündelik yaşantılarımızı ve sorunlarımızı çevremizle paylaşmamaya başladığımızda ilk etkilenen şey bağların kendisi olur. İlişkiler yüzeyselleşir, karşılıklı güven zayıflar. Zamanla aynı hikâyenin parçasıymışız gibi hissetmemeye başlarız. Herkes kendi iç dünyasında kalır ve ortaklık hissi yavaş yavaş çözülür. Bu kopuş sadece duygusal değildir; zihinsel boyutu da vardır. Yakınlarımızla konuşmak, dertleşmek ve birlikte düşünmek aynı zamanda bir bilişsel egzersizdir. Bir başkasının bakış açısından düşünmek, onun duygularını anlamaya çalışmak ya da birlikte çözüm aramak; empatiyi, duygusal farkındalığı ve problem çözme becerilerini canlı tutar. Paylaşım, yalnızca bağları değil, zihinsel esnekliği de besler. Yine de çoğumuz bunu her zaman yapmayız. “Beni yargılarlar”, “anlamazlar”, “zaten işe yaramaz” gibi düşünceler bizi geri çekebilir. Bu kaygılar tanıdıktır; hatta bazen gerçekçi bile olabilir. Fakat çoğu durumda paylaşmanın getirdiği kazanımlar, taşıdığı risklerden daha fazladır. Buna rağmen son yıllarda bu noktada yeni bir yol ortaya çıkıyor: yaşantılarımızı ve iç konuşmalarımızı insanlara değil, yapay zekâya yöneltmek.

İlk bakışta bu oldukça rahatlatıcı görünebilir. Yapay zeka yargılamaz, her zaman ulaşılabilirdir ve hızlı yanıt verir. Ancak bu tercih, fark edilmeden bizi sosyal ilişkilerin içinden çekip çıkarır. Oysa birine derdimizi anlatırken sadece çözüm aramayız; anlaşılmak isteriz, bağ kurarız. Yapay zekâ bu ilişki boyutunu üretemez. Zamanla gerçek insanlarla paylaşım yapma ihtiyacımız körelmeye başlar. Üstelik burada kaybettiğimiz şey yalnızca duygusal bağ değildir. Normalde bir başkasıyla birlikte kafa yorarak çözeceğimiz bir problem, yapay zekaya bırakıldığında hazır cevaplara dönüşür. Bu kısa vadede kolaylık sağlar; ama uzun vadede belirsizlikle kalma, düşünme ve anlamlandırma becerilerimizi daha az kullanmamıza yol açar. Yani hem ilişkisel hem de bilişsel bir kayıp oluşur. Bir başka kayıp da daha sessizdir: ortak değerler. Sosyal gruplar yalnızca bireylerden değil, paylaşılan anlamlardan ve referanslardan oluşur. Problemleri birlikte konuşmak, bu ortak zemini canlı tutar. Yaşadıklarımızı giderek daha fazla yapay zekaya aktardığımızda, bu “tımar zamanı”nı gruptan çekmiş oluruz. Böylece dayanışma, aidiyet ve karşılıklı ayarlanma yavaş yavaş zayıflar.

Sonuç olarak yapay zeka ile dertleşmek kısa vadede pratik bir seçenek gibi görünse de uzun vadede bedelleri vardır. Sosyal bağların aşınması, zihinsel becerilerin daha az kullanılması ve ortak değerlerin silikleşmesi bunlardan bazılarıdır. Yapay zeka hayatımızın bir parçası olabilir; mesele onun sosyal ilişkilerin yerini alıp almamasıdır. Çünkü insan olmanın merkezinde hâlâ birlikte düşünmek, birlikte hissetmek ve birlikte anlamlandırmak vardır.

Yazan: Klinik Psikolog Emine Serra Nebati