Psikolojik Dayanıklılık: Sıkışırken Büyümek, Zorlanırken Dönüşmek
Hayatında hiç zorluk yaşamayan biri var mıdır? Neden zorluk yaşarız? Zorluk yaşamadığımız bir dünya nasıl olurdu? Daha mutlu olur muyduk gerçekten?
Hepimizin farklı hikâyeleri var. Kimimiz son bir yılda ciddi bir kayıpla yüzleşti, kimimiz hiç beklemediği bir anda büyük bir imtihan yaşadı. Bireylerin biricik deneyimlerinden ortaya çıkan ortak bir gerçek var: Zorlandık, bazen yıkıldık, bazen ayağa kalkıp devam etmek istemedik,bazen dua ettik, bazen destek aldık ve bir şekilde yeniden “toparlandık.”
Psikolojik dayanıklılık denince çoğu insanın zihninde hiç sarsılmayan, hiç ağlamayan, hep güçlü duran bir figür canlanabiliyor. Oysa modern psikolojinin de, dini geleneğimizin de söylediği çok temel bir gerçek var:
Dayanıklılık, hiç yıkılmamak değil; yıkıldığında yeniden ayağa kalkabilme kapasitesidir.
Bu kapasite doğuştan sabit veya değişmez bir karakter özelliği değildir. Dayanıklılık öğrenilebilir, geliştirilebilir ve hayat boyunca yeniden şekillendirilebilir bir beceridir. Bir kas gibidir ve kullandıkça güçlenir, ihmal edildikçe zayıflar.
Istakoz Metaforu: Baskı ve Büyümek
Psikolojik dayanıklılık deyince aklıma her zaman ıstakozların büyüme sürecini anlatan hikâye gelir.
Istakozların sert bir dış kabuğu vardır ve bu kabuk büyümez. Istakozun yumuşak ve hassas olan vücudu büyüdükçe kabuk ona dar gelmeye başlar. Bu durumda ıstakozun hissettiği baskı artar, ıstakoz sıkışır ve rahatsız olur. Bu anlarda ıstakoz güvenli bir alana çekilir, kabuğunu bırakır ve kendini savunmasız bir şekilde bir süre açıkta bırakır. Bu dönem onun için en kırılgan olduğu dönemdir. Ardından yumuşak olan vücudu büyür ve hem daha büyük hem de daha güçlü bir kabuk oluşturur. Bu süreç hayatı boyunca defalarca tekrar eder.
Peki ıstakozların bir doktoru ya da psikoloğu olsaydı ne olurdu? Büyüyebilirler miydi?
Muhtemelen ıstakoz kabuğunun daraldığı ve kendini savunmasız hissettiği bu dönemde doktoruna giderdi, doktoru da bu zorlu hissi hafifletmek için ona bir ağrı kesici veya yatıştırıcı bir ilaç verirdi. Yani baskı azaltılmaya çalışılırdı. Sanki bu durum doğasına tersmiş, sanki patolojikmiş, “ıstakoz bunu tek başına atlatamaz”mış gibi…
Eğer ıstakoz her zorlukta böyle bir destek alsaydı, belki yine büyürdü ama her kabuk değiştirme döneminde muhtemelen daha çok gerilir, daha çok korkar ve bu süreçle tek başına baş edemeyeceğini düşünmeye başlardı.
Bu hikâyeden almamız gereken en kıymetli nokta şu:
Büyümenin ilk adımı bazen konfor alanının daralması, baskının artması ve kısa bir süre daha kırılgan hissedebilmektir.
Yani zorlu duygularla kalabilmek ve onlardan kaçmamak.
Amaç acıyı tamamen yok etmek değildir; o acının bize ne öğrettiğini görmek, onu anlamlandırmak ve geleceğe daha güçlü bir kabukla devam edebilmektir.
Peki Psikolojik Dayanıklılık Neye Bağlıdır?
Dayanıklılığı artıran temel psikolojik mekanizmalar şöyle özetlenebilir:
1. Duygu Düzenleme
Duyguları bastırmak değil, fark etmek ve isimlendirebilmektir:
“Kızgınım.”
“Kırgınım.”
“Kaygılıyım.”
“Bunaldım.”
Duygular tek başına “kötü” değildir; onları iyi-kötü diye ayırmak çoğu zaman yanıltıcıdır. Her duygu bir bilgidir. Sorun olan duygu değil, duyguyla ani hareket etmek, kendimize ya da başkasına zarar verecek davranışlar sergilemektir.
2. Bilişsel Esneklik
Zihnin tek bir felaket senaryosuna saplanmamasıdır.
“Bu olay tamamen kötü, ben bittim” yerine
“Zor bir durumdayım ama birçok çıkış yolu olabilir” diyebilmek.
Bilişsel davranışçı terapinin anlayışına göre olaylar değil, o olayları yorumlama şeklimiz belirleyicidir.
3. Anlam ve Amaç Bulma
İnsanı hayatta tutan çoğu zaman koşullar değil, anlamdır.
Kayıpları, sınavları ve zorlukları bir “dönüşüm fırsatı” olarak görebilmek dayanıklılığı güçlendirir.
“Bu olay bana ne öğretmeye çalışıyor?” sorusu anlamı yeniden kurmamıza yardımcı olabilir.
4. Sosyal Destek
Dayanıklılığın en güçlü belirleyicilerinden biri “yanımda biri var” hissidir.
Bizi besleyen ve bizden beslenen dostluklar psikolojik dayanıklılığa ciddi katkı sağlar.
5. Kendilik Algısı ve Öz-Şefkat
“Ben değerliyim, elimden geleni yapıyorum, çabalıyorum.”
Kendine karşı merhametli olmak, bir arkadaşına nasıl şefkat gösteriyorsan kendine de öyle yaklaşabilmek, dayanıklılığın görünmez motorudur.
İslami Dayanıklılık Örneği
Bizim geleneğimizde dayanıklılık sadece psikolojik bir beceri değil, aynı zamanda manevi bir derinliktir.
Efendimiz (sav), oğlu İbrahim’i kaybettiğinde ağlamış ve şöyle demiştir:
“Göz yaşarır, kalp hüzünlenir; ama dilimiz Rabbimizin razı olacağı şeyi söyler.”
Bu cümle, duyguyu bastırmayan, duyguyu isimlendiren ama bu zorlu duygularla beraberken bile bu olayın anlamını koruyan en güçlü dayanıklılık örneklerinden biridir.
Dayanıklılığın Merkezini Sağlamlaştırmak İçin Bir Kimlik Egzersizi
Eğitimlerde yapılan “kimlik çemberi” çalışması bireysel olarak da uygulanabilir ve kişinin kendi dayanıklılığı üzerine düşünmesi için güçlü bir egzersizdir.
Bir kâğıda iç içe üç çember çizin ve her çembere şu soruların cevaplarını yazın:
İç Çember:
Allah’a göre kimim?
Nasıl bir kul olmak istiyorum?
Hangi değerlerle yaşamak istiyorum?
Orta Çember:
Hangi rollere sahibim?
(anne, öğrenci, çalışan, komşu, kuzen…)
Dış Çember:
Hangi baskılar beni yoruyor?
(sağlık problemleri, ekonomik sıkıntılar, sosyal medya, kaygılar…)
En dıştaki baskılar bizi zorlayan ve psikolojik dayanıklılığımızı sınayan unsurlardır.
Orta halkadaki roller kıymetlidir fakat zamanla değişebilir:
Eş olan biri boşanabilir, anne olan biri kayıp yaşayabilir, çalışan biri emekli olabilir.
İç çember ise değişmeyen çekirdektir.
Zorlandığımız anlarda bize güç veren, düştüğümüzde ayağa kalkma kapasitemizi artıran temel kaynaktır.
Yeni Bir Kabuk İçin Sıkışma Gerekebilir
Bazen daralabiliriz, kapıların kapandığını hissedebiliriz, yollar sisli olur ve önümüzü görmek zorlaşır. Bu durumlarda ıstakoz örneğini hatırlamak ve o sıkışma dönemlerinin bizi yeni bir büyümeye hazırlayan imkanlar olduğunu kendimize hatırlatmak bu zorlu süreçlerde yardımcımız olabilir.
Psikolojik dayanıklılık “hiç zorlanmama” durumu değildir, zorlandığında parçalanmamak, parçalandığında yeniden toparlanmak ve yeniden toplandığında daha güçlü bir kabukla yola devam edebilmektir.
Yazan: Klinik Psikolog Tuğana Gültekin